Toksik, narsist ve gaslighting gibi terapi diline ait kavramların gündelik ilişkilerde kullanımını sorgulayan bilgilendirici blog görseli

“Toksik bir ilişki.”
“Kesin narsist.”
“Bana gaslighting yapıyor.”
“Sınırlarımı korumam gerekiyor.”

Son yıllarda bu cümleleri çok daha sık duymaya başladık. Bir zamanlar çoğunlukla terapi odasında veya psikoloji kitaplarında karşılaşabileceğimiz kavramların birçoğu artık gündelik konuşmalarımızın içerisinde. Sosyal medyada birkaç dakika geçirdiğimizde bile bağlanma stillerinden travmaya, narsisizmden manipülasyona kadar pek çok psikoloji kavramıyla karşılaşabiliyoruz.

Aslında bunun oldukça değerli bir tarafı var. İnsanların ruh sağlığı hakkında daha fazla konuşması, yaşadıkları deneyimleri anlamlandırabilecek kavramlarla tanışması ve psikolojik destek almanın normalleşmesi önemli bir değişim. Ancak psikoloji dilinin günlük hayatımıza bu kadar hızlı girmesi beraberinde başka bir soruyu da getiriyor:

Psikolojiyi daha iyi anlamaya mı başladık, yoksa birbirimizi psikoloji kavramlarıyla etiketlemeye mi?

Çünkü bir davranışı tanımlamakla bir insana tanı koymak arasında önemli bir fark vardır. Partnerimizin bencilce davrandığı bir an olması onu narsist yapmaz. Bir arkadaşımızın bizi hayal kırıklığına uğratması ilişkinin mutlaka “toksik” olduğu anlamına gelmez.

Karşımızdaki kişinin bir olayı bizden farklı hatırlaması da tek başına gaslighting değildir. İnsan davranışı çoğu zaman sosyal medyada karşımıza çıkan birkaç maddelik listelerden çok daha karmaşıktır.

Toksik, narsist ve gaslighting gibi terapi diline ait kavramların gündelik ilişkilerde kullanımını sorgulayan bilgilendirici blog görseli

Her Bencil Davranış Narsisizm midir?

“Narsist” kelimesi belki de son yıllarda psikoloji literatüründen gündelik dile en hızlı geçen kavramlardan biri. 

Kendinden çok bahseden biri narsist olabilir. Eleştiriyi sevmeyen biri narsist olabilir. Partnerinin ihtiyaçlarını önemsemeyen biri narsist olabilir. Hatta sosyal medyada karşımıza çıkan bazı içeriklere göre mesajımıza geç cevap veren birinin bile narsist olma ihtimali vardır. Peki gerçekten öyle mi? 

Narsisistik özellikler ile Narsisistik Kişilik Bozukluğu aynı şey değildir. İnsanların zaman zaman ben merkezci davranması, takdir edilmek istemesi, eleştiriye karşı savunmaya geçmesi veya kendi ihtiyaçlarını karşısındaki kişinin ihtiyaçlarının önüne koyması mümkündür. Bunlar tek başlarına kişilik bozukluğu tanısı anlamına gelmez. 

Hatta dürüstçe baktığımızda hayatımızın bazı dönemlerinde hepimiz bencil davranabiliriz. Yorgun olduğumuzda karşımızdakini yeterince dinlemeyebiliriz. Tartışma sırasında kendi bakış açımıza fazlasıyla odaklanabiliriz. Eleştirildiğimizde hatamızı hemen görmek yerine kendimizi savunabiliriz. Bazen ilgi görmek ister, bazen de karşımızdaki insanın ihtiyacını fark etmekte zorlanabiliriz. Çünkü insan olmanın içerisinde kusurlu davranışlar da vardır.

Buradaki problem, rahatsız edici bir davranışı fark etmek değildir. Tam tersine ilişkilerimizde bize zarar veren davranışları görebilmek oldukça önemlidir. Problem, bir davranıştan yola çıkarak karşımızdaki insanın bütün kişiliğini açıklamaya başladığımızda ortaya çıkabilir.

“Şu anda oldukça bencil davrandın.” demekle “Sen bir narsistsin.” demek arasında büyük bir fark vardır. İlk cümle bir davranışı elen alan bir yargı iken ikincisi kişiyi bir tanımın içine yerleştirir. Ve bazen bir insanı etiketlediğimiz anda onu anlamaya çalışmayı bırakabiliriz.

Her Anlaşmazlık Gaslighting midir?

Gaslighting kavramı da son yıllarda oldukça sık kullanılmaya başladı. Oysa kavramın işaret nettiği durum, basit bir fikir ayrılığından çok daha farklıdır.
İki insan aynı olayı gerçekten farklı hatırlayabilir.


“Bunu bana söyledin.”
“Hayır, söylediğimi hatırlamıyorum.”


Böyle bir konuşmanın yaşanması tek başına gaslighting olduğu anlamına gelmez. İnsan hafızası bir kamera kaydı gibi çalışmaz. Yaşadığımız olayları dikkatimizden, duygularımızdan, beklentilerimizden ve o anda neye odaklandığımızdan etkilenerek hatırlarız. Dolayısıyla iki kişinin aynı olaya ilişkin farklı anılara sahip olması mümkündür.

Gaslighting ise kişinin kendi algısından, hafızasından veya gerçekliği değerlendirme becerisinden sistematik biçimde şüphe etmesine yol açan manipülatif bir örüntüyü ifade eder. Buradaki önemli kelime belki de örüntüdür.

Psikolojide birçok kavramı değerlendirirken tek bir ana değil, davranışın sürekliliğine, bağlamına ve kişinin hayatındaki etkisine bakarız. Bir partnerin bir tartışmada “Bence olayı abartıyorsun.” demesi kırıcı veya geçersizleştirici olabilir. Fakat yalnızca bu cümleden yola çıkarak bütün ilişkiyi gaslighting olarak tanımlamak doğru olmayabilir.

Kavramları genişlettikçe başlangıçta anlatmak istedikleri deneyimi de bulanıklaştırabiliriz. Her yalan gaslighting değildir. Her fikir ayrılığı manipülasyon değildir. Her bir şeyleri farklı hatırlama durumu da gerçekliğimizi çarpıtma girişimi değildir.

Bu ayrımlar yalnızca terminoloji açısından önemli değil. Gerçekten psikolojik manipülasyona maruz kalan insanların yaşadıkları deneyimi doğru biçimde tanıyabilmek açısından da önemlidir.

“Toksik” İnsanlar mı Var, Toksik İlişki Örüntüleri mi?

“Toksik” kelimesinin kullanımında da benzer bir durumla karşılaşıyoruz.


“Toksik arkadaş.”
“Toksik sevgili.”
“Toksik aile.”


Hatta bazen “Hayatımdaki bütün toksik insanları çıkardım.” gibi ifadeler duyuyoruz. Toksik kelimesi aslında klinik bir tanı değildir. Daha çok kişiye sürekli zarar veren, yıpratıcı veya sağlıksız ilişki dinamiklerini tarif etmek için kullanılan popüler bir kavramdır.


Bazen gerçekten bazı ilişkiler içerisinde kendimizi sürekli değersiz, suçlu, kaygılı veya tükenmiş hissedebiliriz. Sürekli aşağılanmak, kontrol edilmek, sınırlarımızın ihlal edilmesi veya duygusal ihtiyaçlarımızın sistematik biçimde görmezden gelinmesi elbette üzerinde durulması gereken ilişki örüntüleridir.

Fakat burada da “Bu ilişkide bana zarar veren ne oluyor?” sorusuyla “Bu insan toksik.” cümlesi arasında önemli bir fark vardır. İlk soru merak içerir. İkinci cümle ise çoğu zaman bir sonuçtur. İlişkiler iki insanın geçmişlerinin, ihtiyaçlarının, korkularının, beklentilerinin ve iletişim biçimlerinin karşılaştığı oldukça karmaşık yapılardır.

Bazen iki iyi niyetli insan da birbirleri için sağlıksız bir ilişki dinamiği oluşturabilir. Bazen kişinin belirli bir davranışı zarar vericidir ancak kişiliğinin tamamını bunun üzerinden tanımlamak mümkün değildir.


Bu, zarar veren davranışları kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine davranışı doğru tanımlamak, neye sınır koymamız gerektiğini daha iyi anlamamızı sağlayabilir.

“Sen toksiksin.” yerine “Benimle bu şekilde konuşulduğunda bu ilişkinin içerisinde kalmak istemiyorum.” diyebilmek bazen çok daha açık bir sınırdır. Çünkü ilkinde karşımızdaki insanı tanımlarız; ikincisinde ise kendi deneyimimizi ve ihtiyacımızı.

Her Sınır Koymak Sağlıklı Bir Sınır mıdır?

“Sınır koymak” da günümüzde terapi dilinin en sık kullanılan kavramlarından biri haline geldi. Ve sınırlar gerçekten önemlidir.
Neye evet, neye hayır diyebildiğimiz; ilişkilerimizde neyi kabul edip etmeyeceğimiz; ne kadar sorumluluk alabileceğimiz ve kişisel alanımızı nasıl koruyacağımız psikolojik iyi oluşumuz
açısından önem taşır.

Ancak sınır kavramı bazen karşımızdaki insanın davranışlarını kontrol etmekle karıştırılabilir. Örneğin “Benim sınırım bu, arkadaşlarınla görüşmeni istemiyorum.” dediğimizde aslında bir
sınır koymuyor olabiliriz.

Çünkü sağlıklı bir sınır çoğunlukla karşı tarafın ne yapacağını değil, bizim belirli bir durumda ne yapacağımızı tarif eder. “Bana bağırmaya devam edersen bu konuşmaya ara vereceğim.” bir sınır olabilir. “Benimle birlikteysen bir daha sesini yükseltmeyeceksin.” ise karşımızdaki insanın davranışını kontrol etmeye yönelik bir talebe dönüşebilir. Aradaki fark küçük görünse de önemlidir. Aynı şekilde sınır koymak her rahatsızlık yaşadığımız anda ilişkiyi kesmek anlamına da gelmez.

Sağlıklı ilişkiler içerisinde zaman zaman hayal kırıklığı, anlaşmazlık, öfke ve rahatsızlık vardır. Yakınlık kurmanın bir parçası da bazen bu duyguların içerisinde kalabilmek ve onları konuşabilmektir. Sınırlar bizi ilişkilerden tamamen koruyan duvarlar değildir. Daha çok hangi koşullarda ilişki kurabileceğimizi belirleyen çizgilerdir.

Eğer sınırlarımız hiç esnemiyorsa, kimsenin bize yaklaşmasına izin vermiyorsa veya her rahatsızlıkta ilişkiden çıkmamızı gerektiriyorsa kendimize başka bir soru sormamız gerekebilir:

Bu sınır beni koruyor mu, yoksa birilerine yakınlaşmaktan mı koruyor?

Psikoloji Kavramları Bazen İlişkide Silaha Dönüşebilir
mi?

Terapi dilinin ilginç taraflarından biri de başlangıçta kendimizi anlamamıza yardımcı olan kavramların zaman zaman tartışmalarda birer silaha dönüşebilmesidir.


“Şu anda projeksiyon yapıyorsun.”
“Bu senin bağlanma problemin.”
“Beni manipüle etmeye çalışıyorsun.”
“Sen zaten avoidant’sın.”


Bu cümleler psikolojik terimler içerdiği için ilk bakışta oldukça bilinçli görünebilir. Ancak psikolojik bir kavram kullanmak, söylediğimiz şeyi otomatik olarak doğru yapmaz. Hatta bazen psikoloji dilini kullanarak karşımızdaki insanın duygusunu dinlemek yerine onu analiz etmeye başlayabiliriz.


Partnerimiz bize “Son zamanlarda bana uzak olduğunu hissediyorum.” dediğinde hemen “Bu senin kaygılı bağlanmanla ilgili.” demek mümkün. Belki gerçekten kişinin bağlanma biçiminin bunda bir etkisi vardır. Fakat o anda daha önemli bir ihtimal daha vardır:


Belki de gerçekten uzak davranıyoruzdur. Psikolojik açıklamalar bazen kendi davranışımıza bakmamak için oldukça kullanışlı hale gelebilir.


Çünkü bir insanın duygusunu “travması”, “bağlanma stili” veya “tetiklenmesi” üzerinden açıkladığımızda onun söylediği şeyin içeriğini duymak zorunda kalmayabiliriz. Bu noktada terapi dili ironik bir biçimde empatinin önüne geçebilir. Birbirimizi anlamaya çalışmak yerine birbirimizi analiz etmeye başlarız. Oysa yakın ilişkilerde bazen ihtiyacımız olan şey karşımızdaki insanın psikolojik mekanizmasını çözmek değil, söylediği şeyi gerçekten duyabilmektir.

Psikoloji Dilini Kullanmak Kötü Bir Şey mi?

Buraya kadar anlattıklarımız psikoloji kavramlarını gündelik hayatta kullanmamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine doğru kavramla karşılaşmak bazen son derece rahatlatıcı olabilir.


Yıllardır yaşadığımız bir deneyimin bir ismi olduğunu öğrenmek, “Bunu yalnızca ben yaşamıyorum.” hissini yaratabilir. Bağlanma biçimlerini öğrenmek ilişkilerimizde tekrar eden bazı örüntüleri fark etmemizi sağlayabilir. Sınır kavramını öğrenmek yıllardır istemediğimiz halde “evet” dediğimiz durumları yeniden değerlendirmemize yardımcı olabilir. Bilgi, kendimizi anlamak için güçlü bir araçtır.

Ancak psikoloji bilgisinin amacı insanları birkaç kategoriye ayırmak değildir. İnsan zihni bundan daha karmaşıktır. Sosyal medyada karşımıza çıkan “Bir narsistin 7 özelliği”, “Toksik ilişkinin 5 işareti” veya “Partneriniz bunları yapıyorsa kaçın” gibi içerikler karmaşık deneyimleri hızlı biçimde anlamlandırmamızı sağlar.

Beynimiz de zaten kategorileri sever. Bir şeye isim verdiğimizde
onu kontrol edebildiğimizi hissederiz. Fakat bazen hızlı cevapların bedeli nüansı kaybetmektir.

Bir davranışın ne anlama geldiğini anlayabilmek için kim tarafından, hangi bağlamda, ne sıklıkla ve hangi amaçla yapıldığı önemlidir. Bu nedenle belki de psikoloji kavramlarıyla karşılaştığımızda sormamız gereken ilk soru “Karşımdaki insan hangisi?” değil; “Bu kavram benim yaşadığım şeyi anlamama nasıl yardımcı oluyor?” olabilir.

Birbirimizi Teşhis Etmeden Anlamak Mümkün mü?

İlişkilerde zorlandığımızda bir açıklama aramamız oldukça doğal.


“Neden böyle davranıyor?”
“Neden beni anlamıyor?”
“Neden her tartışmada aynı yere geliyoruz?”


Psikoloji bize bu sorulara cevap verebilecek oldukça güçlü kavramlar sunar. Ancak bazen bir ilişkinin içerisinde en faydalı soru “Onun problemi ne?” olmayabilir. “Bizim aramızda ne oluyor?” sorusu çok daha fazla şey anlatabilir.


Çünkü insanları anlamak ile insanlara tanı koymak aynı şey değildir. Partnerimizin neden geri çekildiğini merak edebiliriz. Arkadaşımızın davranışının bizi neden bu kadar incittiğini düşünebiliriz. Kendi sınırlarımızı fark edebilir ve bazı ilişkilerden
uzaklaşmayı seçebiliriz.


Bunları karşımızdaki kişiyi “narsist”, “toksik” veya “manipülatif” olarak tanımlamadan da yapabiliriz. Psikoloji dili bize kendimizi ve ilişkilerimizi anlamak için yeni kelimeler verir.


Belki de şimdi yapmamız gereken, bu kelimeleri biraz daha dikkatli kullanmayı öğrenmek. Çünkü bazen bir kavram bizi gerçekten özgürleştirir. Bazen de karşımızdaki insanı artık göremeyeceğimiz kadar büyük bir etikete dönüşür.

Ve psikolojinin amacı insanları etiketlerin içerisine sıkıştırmak değil, bütün bu karmaşıklığın içerisinde onları biraz daha iyi anlayabilmektir.

*Sayfa içeriğinde yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İlgili sayfada tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren öğeler yer almamaktadır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktora başvurunuz.
Bilgi ve Randevu Al