- 19 Mayıs 2025
- Dilek Erdoğan
- Yorum yapılmamış
23 Nisan 2025’te meydana gelen deprem, özellikle İstanbul’da yaşayanlar için yalnızca fiziksel değil, derin bir psikolojik sarsıntı da yarattı. Birçok kişi geceyi dışarıda geçirdi, valizler hazırlandı, telefonlar elde sabaha kadar beklenildi. Aslında yaşadığımız şey sadece o anki sarsıntı değil, uzun süredir içimizde taşıdığımız ama bastırdığımız deprem psikolojisiydi. Bu süreçte “Deprem psikolojisi”, “deprem korkusu”, “sismofobi”, “deprem travması” gibi kavramlar hayatımıza daha da yerleşti.
Deprem, doğrudan hayatta kalma içgüdümüzü tetikleyen bir doğa olayıdır. Ancak bu olayın yarattığı psikolojik etkiler, sarsıntının kendisinden çok daha uzun sürebilir. Özellikle 2023 Şubat ayında yaşanan büyük depremin travması henüz tam anlamıyla atlatılamamışken, her yeni sarsıntı eski yaraları da kanatabiliyor. Bu yazıda, İstanbul’da beklenen büyük Marmara depremi çerçevesinde deprem psikolojisini, sismofobiyi ve bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmanın yollarını detaylı şekilde ele alacağız.
Deprem Fobisi (Sismofobi) Nedir?
Sismofobi, yani deprem fobisi, bireyin depremle ilgili düşüncelere, anılara ya da olasılıklara karşı kontrol edilemez bir korku ve kaçınma tepkisi geliştirmesidir. Bu durum genellikle normal bir korkudan daha yoğun ve işlev bozucudur. Kişi bu korkuyu mantıksız olduğunu bilmesine rağmen kontrol edemez.
Sismofobi, travmatik bir deprem deneyimi yaşamış kişilerde daha sık görülse de, yakın çevresinde böyle bir deneyim yaşamış olanlar veya medya aracılığıyla yoğun şekilde deprem görüntülerine maruz kalan bireylerde de gelişebilir. Bu fobi, bireyin sosyal hayatını, iş yaşamını ve günlük rutinlerini etkileyebilir. Kimi zaman kişi evinden çıkmakta zorlanır, kimi zaman evine dönmekten korkar.
Sismofobiye sahip bireylerde şu davranışlar gözlemlenebilir:
- Depremle ilgili düşünceleri bastırma ya da sürekli düşünme
- Kapalı ya da yüksek katlı alanlardan kaçınma
- Sürekli sallanma hissi
- Acil çıkışların konumunu obsesif şekilde kontrol etme
- Deprem çantası hazırlayıp, yanında taşıma ihtiyacı duyma
Bu fobi, zamanla kronik kaygı bozukluklarına ve panik bozukluklara dönüşebilir.
Deprem Korkusu Belirtileri Nelerdir?
Deprem korkusu yalnızca bir sarsıntı anında ortaya çıkan bir tepki değil; aynı zamanda uzun vadeli zihinsel ve bedensel belirtilerle kendini gösterebilen bir psikolojik süreçtir. Bu belirtileri duygusal, bilişsel ve fiziksel olarak üç temel alanda inceleyebiliriz:
Duygusal belirtiler:
- Sürekli huzursuzluk ve tetikte olma hali
- Geleceğe dair belirsizlik ve felaket beklentisi
- Umutsuzluk, çaresizlik duyguları
- Kendini güvende hissedememe
Bilişsel belirtiler:
- Depreme dair takıntılı düşünceler
- Kötü senaryolar üretme (ya deprem olursa, binam yıkılırsa gibi)
- Odaklanma zorluğu, unutkanlık
- Karar verme güçlüğü
Fiziksel belirtiler:
- Uyku bozuklukları (sık uyanma, kabuslar)
- Çarpıntı, nefes darlığı, mide bulantısı
- Vücutta titreme veya kas gerginliği
- Terleme ve baş dönmesi
Bu belirtiler, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Özellikle çocuklarda ya da travmaya açık bireylerde daha belirgin yaşanabilir.
Deprem Korkusu Ne Kadar Sürer?
Deprem korkusunun süresi, kişisel faktörlere, yaşanan depremin şiddetine, sosyal destek kaynaklarına ve bireyin daha önce yaşadığı travmalara bağlı olarak değişir. Hafif düzeyde bir korku birkaç hafta içerisinde kendiliğinden azalabilirken, şiddetli travmalarda bu korku aylarca hatta yıllarca sürebilir.
Kısa süreli korkular genellikle bilinçli farkındalık, önlem planları ve destekleyici çevreyle aşılabilir. Ancak uzun süren ve işlevselliği bozan korkular genellikle altında yatan bir travmatik deneyime işaret edebilir. Bu gibi durumlarda psikoterapi desteği almak önemlidir.
Bazı bireylerde deprem korkusu; başka kaygı bozukluklarıyla birleşip kaygı bozukluğu, panik bozukluk ya da travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) dönüşebilir.
Deprem Yaşayan Herkes Deprem Fobisi Yaşar Mı?
Hayır, her deprem deneyimi yaşayan birey sismofobi (deprem fobisi) geliştirir diye bir genelleme yapmak doğru değildir. Depremin kişide nasıl bir psikolojik iz bırakacağı; bireyin geçmiş yaşantılarına, kişilik özelliklerine, olay anındaki koşullara, sosyal destek düzeyine ve baş etme becerilerine bağlı olarak büyük farklılıklar gösterebilir.
Örneğin aynı apartmanda yaşayan iki kişi düşünelim: biri depremin ardından kısa sürede normal yaşantısına dönebilirken, diğeri yoğun bir kaygı, uykusuzluk ve güvenlik arayışıyla günlük işlevlerini sürdüremeyecek hale gelebilir. Bu fark, kişisel psikolojik dayanıklılık ve olayın bireyde tetiklediği anlamla ilgilidir.
Psikolojide bu çeşitlilik, travma sonrası tepkilerin spektrum niteliği taşımasından kaynaklanır. Bir uçta “travma sonrası büyüme” dediğimiz olumlu dönüşüm süreci yaşanabilirken, diğer uçta ise travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya sismofobi gibi daha yoğun semptomlar ortaya çıkabilir.
Peki Bu farklılıklar neden oluşur?
- Geçmiş travmalar: Daha önce yaşanmış başka bir travmatik olay varsa (örneğin çocuklukta yaşanan bir kayıp, kazalar, istismar), yeni bir deprem bu eski izleri yeniden tetikleyebilir.
- Kişilik yapısı: Kaygıya yatkın, kontrol ihtiyacı yüksek ya da mükemmeliyetçi bireyler, belirsizlikle başa çıkmakta daha fazla zorlanabilir.
- Başa çıkma becerileri: Sorunlarla yüzleşebilen, duygularını ifade edebilen, destek arayabilen bireyler bu süreçten daha sağlıklı çıkabilirken; içine kapanan ya da inkâr eden bireylerde belirtiler daha kalıcı olabilir.
- Sosyal çevre: Deprem sonrası kişinin yanında destekleyici bireylerin olup olmaması da travmanın derinliğini etkileyen önemli bir faktördür.
Deprem Korkusunu Yenmek İçin Ne Yapmalı?
Deprem korkusunu yenmek kolay değildir — çünkü bu korku hayali bir tehdide değil, yaşanmış ya da yaşanma ihtimali olan gerçek bir tehlikeye dayanır. Korkunun bu kadar derin hissedilmesi, yaşanan kontrolsüzlük duygusunun ve belirsizliğin bir sonucudur. Ancak önemli olan, bu korkunun yaşamın tüm alanlarını ele geçirmesine izin vermemektir. Korkuyu yok etmek değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurmak ve yaşam üzerindeki etkisini yönetmek mümkündür.
Bilgi edinin: Korkularımız çoğu zaman bilgi eksikliğinden ve “en kötü senaryo” düşüncelerinden beslenir. Oysa güvenilir kaynaklardan alınan bilgi, zihnimizin boşlukları felaket senaryolarıyla doldurmasını engeller.
- Oturduğunuz binanın dayanıklılığı hakkında uzman görüşü almak,
- Yaşadığınız semtteki toplanma alanlarını bilmek,
- Afet anında neler yapmanız gerektiğini öğrenmek size somut bir güvenlik duygusu kazandırır.
Bilgi edinmek, pasif bir bekleyişten aktif bir hazırlık haline geçmenize yardımcı olur. Bu da psikolojik olarak “hazırlıksız yakalanma” korkusunu azaltır.
Önlem alın: Bir kriz anında ne yapacağınızı bilmek, kaygıyı ciddi oranda azaltır. Çünkü kaygının en temel tetikleyicilerinden biri kontrol kaybı hissidir.
- Aile bireylerinizle afet planı oluşturun: Toplanacağınız yer, iletişim şekli, görev paylaşımı net olsun.
- Acil durum çantanızı hazırlayın ve kolay ulaşılabilir bir yerde tutun.
- Belirsizliğe karşı yapabileceklerinize odaklanın. Hazırlıklı olmak, tehlikeyi yok etmez ama sizi onunla baş edecek güce sahip hissettirir.
Duyguylarınızı paylaşın: Korkular bastırıldığında değil, paylaşıldığında anlam kazanır ve hafifler. Unutmayın: duygular bulaşıcı olduğu kadar, iyileştirici de olabilir.
- Sevdiklerinizle açıkça konuşun. Korktuğunuzu ifade etmek zayıflık değil, içsel gücün bir göstergesidir.
- Sosyal destek, travma sonrası iyileşmenin en güçlü faktörlerinden biridir.
- Korkularınızı anlamaya çalışan insanlarla bir arada olmak, zihinsel olarak güvende hissetmenize yardımcı olur. Ayrıca konuşmak sadece rahatlamak için değil, duyguları düzenlemek ve olayları anlamlandırmak için de gereklidir.
Destek alın: Deprem korkusu hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa, günlük işlevlerinizi yerine getiremiyorsanız ya da sık sık panik atak yaşıyorsanız profesyonel yardım almak çok kıymetlidir. Bu, “hasta” olduğunuzu değil, yaşamla baş etme yollarınızı geliştirmek istediğinizi gösterir. Zamanla geçmeyen ya da yoğunlaşan korkular sizi değil, destek alma ihtiyacınızı gösterir. Ruh sağlığı profesyonelleri bu yolculukta sizinle birlikte yürümek için vardır.
Sanat Terapisi ile Kaygı Yönetimi – Klinik Psikolog Dilek Erdoğan
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Deprem anksiyetesi, kişinin deprem olasılığıyla ilgili sürekli bir kaygı ve huzursuzluk hissetmesidir. Genellikle kontrol kaybı, belirsizlik ve çaresizlik duygularıyla tetiklenir. Uyku bozukluğu, gerginlik, takıntılı düşünceler gibi belirtilerle kendini gösterebilir.
Deprem korkusunun süresi kişiden kişiye değişir. Bazı bireylerde birkaç hafta içinde hafiflerken, bazıları için aylar veya daha uzun sürebilir. Destekleyici çevre ve profesyonel yardım bu süreci kısaltabilir.
Deprem sonrası yaşanan psikolojik etkiler travmanın şiddetine ve kişinin baş etme becerilerine göre değişir. Hafif düzeyde birkaç hafta sürebilirken, şiddetli vakalarda aylar hatta yıllar sürebilir. Sürecin sağlıklı yönetilmesi için duyguların bastırılmaması önemlidir.
Korkuyu yenmenin ilk adımı, onunla yüzleşmeye istekli olmaktır. Bilgi edinmek, hazırlıklı olmak ve duyguları paylaşmak süreci kolaylaştırır. Gerekli durumlarda bir uzmandan psikolojik destek almak en etkili çözümlerden biridir.
Evet, yoğun deprem korkusu bazı bireylerde panik atağa yol açabilir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, kontrol kaybı hissi gibi ani tepkiler görülebilir. Tekrarlayan ataklarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.
Korkuları bastırmak yerine anlamak ve üzerine gitmek gerekir. Güvenli bir ortamda duyguları ifade etmek ve destek almak oldukça etkilidir. Gerektiğinde terapi desteğiyle korkular sağlıklı şekilde işlenebilir.
Deprem psikolojisi; kaygı, güvensizlik, uyku problemleri ve sürekli tetikte olma haliyle kendini gösterebilir. Kişi fiziksel bir tehlike geçmiş olsa da psikolojik olarak hâlâ tehdit altındaymış gibi hisseder. Bu durum özellikle geçmişte travma yaşamış bireylerde daha yoğun yaşanabilir.